Çocuklarda Ödül ve Ceza

Çocuklarda Ödül ve Ceza

Pedagog Dilara Tunç konuyla ilgili Show TV’de Agabugu programında bu sorulara cevap verdi:

  • Türk dil kurumunun okul sözlüğüne baktığımızda ödül için bir iyiliğe karşılık olarak verilen armağan, mükafat olarak söz ediliyor, ceza içinse uygun görülmeyen tepki ve davranışları önlemek için üzüntü, sıkıntı, acı veren uygulama diye tanımlanmış.
    Ödül ve ceza nedir ?
  • Çocuklarımızın olumlu davranışlarını yerleştirmek ve geliştirmek için ve olumsuz davranışlarını azaltmak için ödül ve ceza yönetimi bir çok anne ve babanın başvurduğu bir yöntemdir.
    Çocuklarda ödül ve ceza yöntemini en erken hangi yaşlarda uygulayabiliriz ?
  • Çocuğumuza verebileceğimiz ödüller manevi ve maddi olmak üzere ikiye ayrılabilir. Güzel olumlu bir davranışında O’nu övme, O’na sarılma ya da öpme gibi manevi seyler olabilirken, ,istediği bir oyuncak, dondurma ya da çikolata da olabilir.
    Çocuğumuzu hangi durumlarda ödüllendirmeli ve ödülleri nasıl ve neye göre seçmeliyiz ?
  • Çocuklarımızın olumlu davranışlarını pekiştirmek için bazen maddi ödüllerde kullanılabilir.
    Çocuğu para ile ödüllendirmek doğru mudur ?
  • Bir çok araştırmada cezadan çok ödüllerin çocukların davranışlarının gelişiminde olumlu etkisi olduğu belirtilmekte. Çocuğa verilecek her türlü cezanın çocuğun psikolojisi üzerinde olumsuz etkileri olabileceği belirtilirken, çocuk yetişkin ilişkisininde zedelediği belirtilmektedir. Cezanın en son seçenek olarak kullanılması gerektiği belirtilmektedir.
    Ceza son seçenek olarak kullanılmalı mı?
  • Bazı durumlarda ebeveynler çocuklarını anne ya da babaları ile korkutalabilirler. Bu şekilde davranırsan seni babana söylerim, baban sana çok kızacak gibi. Oysaki bu çocukta güven kaybına neden olabilir.
    Çocukları anne ya da baba ile korkutmak doğru mudur ?
  • Çocuklara verilecek cezaların çok iyi seçilmesi yaşına ve gelişime göre belirlenmesi önemli bir konudur.
    Çocuğa verilecek ceza nasıl belirlenmeli ?
  • Cezaya alternatif olarak kullanılabilecek yöntemler olabilir. Ortamı değiştirmek, görmezden gelmek, belki olumsuz davranışı tekrarlamadan uyarmak ya da davranışın sonucunu yaşatmak gibi.
    Cezaya alternatif olarak kullanılabilecek yöntemler nelerdir ?
  • Çocuklar verilen cezalara mutlaka tepki vereceklerdir. Ve bu durumdan hoşlanmayacaklardır. Hele bu cezayı bir de saldırı olarak görürse eğer mutlaka rövanşını almak isteyecektir. Veya inatlaşacak ya da yapmasını istemediğimiz olumsuz davranışı tekrarlama yoluna gidecektir.
    Çocuklar cezalara ne tür tepkiler verebilir ? Bu noktada anne ve baba nasıl hazırlıklı ola bilir ?
  • Dersleri kötü olan çocuklarda da aileler bazen ceza yöntemine başvurabiliyorlar.
    Dersleri kötü olan bir çocuğu cezalandırmak doğru mudur ?
  • İlk sömestr tatili yaklaşırken anne babaları ve çocukları bir karne heyecanı sarmaya başladı.
    Çocuğumuzu karnesi iyi ise ödüllendirmek kötü ise cezalandırmak doğru mudur ?
  • Bir çocuğu hep ödüllendirmek ya da hep cezalandırmak bir çok sorunu beraberinde getirecektir. Ceza ve ödül, mutlaka yerinde, zamanında, gerekli durumlarda ve gerektiği dozda kullanılmalıdır
    Çocuğu her olumlu davranışında ödüllendirmek her olumsuz davranışında cezalandırmak ne gibi olumsuz sonuçlara neden olur ?

Ödül ve Ceza Bölüm 1

Ödül ve Ceza Bölüm 2

Ödül ve Ceza Bölüm 3

Ödül ve Ceza Bölüm 4

Ödül ve Ceza Bölüm 5

Pedagog ve Psikolojik Danışman Dilara Tunç - Çarşamba, 30 Mart 2011

İletişimde Beden Dili

İLETİŞİMDE BEDEN DİLİ

Bir şirket yöneticisi katıldığı bir toplantının ardından çıkışta iki kişinin konuşmasına istemeden kulak kesilir.
- Konferans veren konuşmacı ne güzel konuştu değil mi?
- Evet, adam mükemmeldi, üstündeki kıyafeti de çok yakışmıştı. Bir de diksiyonu, kelimeleri mükemmel kullanıyordu.
- Bence bu adam seni epey etkilemiş sanırım, peki neden bahsettiğini hatırlıyor musun?
- Şey, sanırım çoğunu unuttum galiba ama yine de güzel konuştu.

Yaşantımızın çoğunda buna benzer olaylar yaşamışızdır. Bir konuşmacının konuştukları, bir siyasetçinin kalabalıkları coşturan haykırışı, aklımızda neden bahsettiğinden daha çok yer etmiştir.
Etkili iletişimciler daha çok beden dilini kullanırlar. Beden dili, bir araştırmaya göre iletişimin %55’ini oluşturur. Beden dili, kendimizi tanıma ve iç dünyamızdan haberdar olma imkânı verir. Beden dili karşımızdaki insanı etkilememizi sağlar.

İletişimde bazı duygular beden diline kolaylıkla yansır.

  • Şaşırma durumunda gözler büyür, ağız açılır.
  • Mutluluk anında yüzde canlılık görülür.
  • Sinirlilik hali saldırıya dönüşecekse dişler görülür.
  • Tiksinme anında kendimizi bize o duyguyu yaratan şeyden uzaklaştırırız.
  • Korku anında vücut gerilir.
  • Üzüntü anında dudaklar kenetlenir, aşağı doğru sarkar. Kaşlar gerilir.
  • Kolların göğüsün önüne bağlanması, iletişime kapalılık ifadesidir.
  • Ellerin tokalaşması esnasında avuç dışı yukarı bakan daha üstün daha dominanttır.

Kim olursak olalım, hangi işi yaparsak yapalım, öncelikle iyi bir iletişimci olmamız gerekiyor. İngilizler; iyi bir konuşma kişinin kendi yüreğinden karşısındakinin yüreğine kurulan duygusal bir köprüdür” demişlerdir.

Beden dili iletişimin sözsüz olanıdır. Aristoteles “insanın içinde işleyen her şey, dışında ifadesini bulur” demiştir. İletişimde sözlerin etkisi %7, ses tonunun etkisi %38 iken, beden dili en büyük kısmını yani iletişimin %55’ini oluşturur.
Peki ya insanların yalan söyledikleri beden dilinden anlaşılır mı?  Tabi ki cevap evet.

Karşınızdaki insan,

  • Eliyle ağzını, parmaklarıyla dudaklarını kapatıyorsa,
  • Yüzünde terleme, kızarma olursa,
  • Gözlerini çok sık kırpıyorsa,
  • Bakışları sizden kaçırıyorsa,
  • Gözleri ovuşturuyorsa,
  • Boynun arkasını kaşıyorsa,
  • Söz ile davranış birbirinden çelişiyorsa,
  • Kravatı çözme gibi, yakasını açmaya benzer hareketler yapıyorsa,
  • Fiziksel yakınlıktan uzaklaşıyorsa, bilin ki bu insan yalan söylemektedir.

Beden dili hakkında aslında çok şeyler söylenebilir. Bahsettiklerimiz sadece beden dilinin çok küçük bir kısmıdır. Eğer ki insanları etkilemek, onlar üzerinde daha kalıcı olmak sizin için önemliyse artık ne söylediğinizden daha çok nasıl söylediğinize dikkat edin.

Psikolojik Danışman ve Rehber Vahap Yaman - Perşembe, 3 Mart 2011

Okula Alışma Dönemi

Okula Alışma Dönemi

Çocuğun okula başlamasıyla ailesi ve kendisi için yeni bir hayat sayfası açılıyor. Okulun ilk haftaları karışık duygular yaşanır. Ebeveynler bir yandan gurur, onur ve ümit, diğer yandan korku ve endişe gibi hisler yaşarlar. Kimi çocuk heyecanlı ve mutlu, kimi çocuk ise mutsuz ve kaygılı davranacaktır.

Çocuk psikolojisi için okula başlamak, aileden kopma ve bağımsızlığa bir adım daha atmak demektir. Buda çocuklarda eminsizlik ve kaygılar yaratabilir, çünkü onu ne beklediğini bilmemek dedir. Okula başlama ve okula alışma dönemi çocuk ve ailesi için büyük değişim demektir. Bu değişim döneminde çocuğunuzu destekleyebilmek için onu anlamaya çalışın, onun sıkıntılarına kaygılarına kulak verin ve konuşun. Destekleyici, sabırlı ve cesaret verici davranın. Çocuğunuza güvenin. Yaptığı doğrular için övün. Başka çocuklarla asla kıyaslamayın.

Pedagojik Tavsiyeler:

  • Çocuğunuzla konuşarak okula alıştırın.
    - Zamanla okuma yazma öğreneceğini,
    - yeni arkadaşlarla tanışacağını,
    - ilginç ve heyecanlı şeyler yaşayacağını, söyleyin.
    Abartılı konuşmamaya özen gösterin çünkü sonradan çocuğunuzun hayal kırıklığına uğramasına sebep olabilirsiniz.
  • Okul alışverişlerinizi beraber yapın. Çocuğunuza seçim hakkı tanıyın.
  • Çocuğunuza ders çalışabilecek masa ayarlayın. Masanın bulunduğu yerin çocuğun dikkatini dağıtmayacak yerde olmasına özen gösterin.
  • Ertesi gün çocuğunuzun dinlenmiş olarak kalkması için düzenli saatlerde yatırın.
  • Günlük yaşamınızı mümkün olduğu kadarıyla stressiz geçirmeye özen gösterin veya kendi stresinizi yansıtmamaya gayret edin.
  • Çocuğunuzu sabahları zamanında kaldırın ki
    - kendine gelmesine,
    - elini yüzünü yıkamasına
    - ve rahat sabah kahvaltısını yapmasına zamanı olsun.
  • Evden çıkma hazırlığınız ve okula gitme yolunuz için zaman ayırın ki çocuğunuz stressiz okula başlasın.
  • Okula düzenli olarak gidin ve çocuğunuzun öğretmeniyle görüşün. Bu şekilde hem çocuğunuzun durumunu öğrenmiş, ayrıca çocuğunuza yeni çevresiyle ilgilendiğinizi göstermiş olursunuz.
  • Eve gelince çocuğunuzun dinlenmesine fırsat verin, onu sorgularla boğmayın.
  • Yemekten sonra çocuğunuzun dinlenmesine zaman tanıyın. Kesinlikle hemen derslere başlamayın.
  • Çocuğunuza zaman ayırın. Bunaltmamak kaydıyla gününü ve derslerini sorun.   Sizinle birlikte eğlenceli vakit geçirmesini sağlayın.
  • Çocuğunuza her gün bir şeyler okuyarak örnek olun. Okumaya özendirin.
  • Çocuğunuzun okul dışı yapabileceği sosyal faaliyetlerde destekleyin (örneğin spor, müzik,…).
  • En önemlisi çocuğunuzun henüz altı yaşında bir oyun çocuğu olduğunu unutmayın. Okula başladı diye çocuğunuzu sorumluluklarla boğmayın. Onun bir yetişkin gibi davranmasını beklemeyin. ‘Ders çalış’ ve ‘okuma yazma öğren’ baskısı gibi tutumlara girmeyin.

    Sizin yardımınızla çocuğunuz bu değişime zamanla alışacaktır.

    Dengeli Yaşam Network

Pedagog ve Psikolojik Danışman Dilara Tunç - Perşembe, 16 Eylül 2010

Çocuk Travma ve Cezalar

Çocuk Travma ve Cezalar

Get the Flash Player to see the wordTube Media Player.

Uzmanımız Dilara Tunç Show TV kanalında yayınlanan 'Herşey Dahil' programına davet edildi. Çağla Şikel ve Ali Şan'ın çocuk travma, korku, eğitim ve cazalar üzerine sorularına cevap verdi.   

Pedagog ve Psikolojik Danışman Dilara Tunç - Perşembe, 14 Ocak 2010

Vajinismus

Vajinismus nedenleri

mutsuz ciftCinsel ilişkiye girememe veya korkma durumuna vajinismus denir Vajinismus, tedavi edilmediği sürece daha da rahatsızlık verir.

Vajina girişini çevreleyen kasların istemsiz olarak kasılması ve sonuçta birleşmenin mümkün olamaması veya ağrılı olmasıdır. Bazen tüm vücutta kasılma, bulantı, kusma, ağlama ve bayılma nöbetler de eşlik edebilir. Vajinismus sadece cinsel birleşme esnasında değil jinekolojik muayenelerde de problem yaratır.

  • Korku
  • Yetersiz cinsel eğitim
  • Geçmişte yaşanan olumsuz cinsel imgeler, deneyimler (ensest, taciz, tecavüz vs.)
  • Katı ve gelenekçi eğitim
  • Güven eksikliği, yetersizlik duygusu
  • Negatif cinsel şartlanma
  • Zor doğumlar, travmatik jinekolojik muayene
  • Doğumsal vajina anomalileri
  • Enfeksiyonlar
  • Endometriozis gibi hastalıklar
  • Erkekte cinsel fonksiyon bozuklukları

Toplumda vajinismus sıklığı %2 gibi. Vajinismus zaman içinde bir cinsel problem türünden öte bir aile problemine dönüşmektedir. Kişiler kendini değersiz hissetmekte ve içlerine çekilmektedir. Ebeveynlerin torun baskısı da problemi derinleştirmektedir. Ülkemizde vajinismus hala tedavi edilebilir bir sorun olarak görülmemekte. Hala tedavi amacı ile hacı hoca gibi yollarla soruna çözüm bulmaya çalışmaktadırlar. Vajinismus kadın ve erkeğin ortak sorunudur. Cinsel ilişkinin sağlıklı devam etmesi için her iki çiftinde tedavi sürecine katkıları gerekmektedir. Çiftlerin yarısında erkek eşine anlayışla yaklaşmakta, şefkatle eşini koruma altına almaktadır. Bu paylaşım ve anlayış bazen tedavinin ötelenmesi yol açmaktadır.

Yaklaşık %25 bu probleme olumsuz yaklaşmakta, zorlama veya şiddet uygulamaya kadar varan davranışlar sergilemektedirler. Bu süreçte çiftler etraflıca değerlendirilmeli, altta yatan sebep ve kişiye uygun tedavi yöntemleri ile devam edilmeli vajinismus sorunu çözüldükten sonrada çiftlerin sağlıklı ve doyurucu bir cinsel yaşama kavuşturulmaları teşvik edilmelidir. Çeşitli tedavi yöntemleri olmakla birlikte davranışçı terapi en kabul gören ve kanıta dayalı olan yöntemdir. Bu süreç nefes ve gevşeme egzersizleri, kegel egzersizleri gibi vajina kaslarını kontrol etmeyi sağlayan egzersizler, parmak egzersizleri ile devam etmektedir. Tedavi sürecinde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta kırılma noktalarında çiftlerin tedaviye devamlarını sağlamaktır. Her başarısız tedavi süreci çiftlerin kendine güvenini daha da sarsacak ve başarısızlık hissini perçinleyecektir.

Çiftlerin çoğunun çocuk isteği ile jinekologlara başvurduğunu düşünürsek bu durumda kızlık zarının alınması, anestezi altında cinsel ilişkiye girme gibi tedaviye yardımcı olmayan bazen de tedaviyi olumsuz etkileyen yöntemlerden kaçınmak en önemli yaklaşımdır. Yine hastaları aşırı beklentiye sokan tek seansta tedavi vaatlerinden de kaçınmak gerekir.
 


Kaynak Takvim

admin - Perşembe, 2 Temmuz 2009




Sitenin içeriğin telif hakkı psikolojikdanisman.info'ya aittir ve Kreatif Proje tarafından korunmaktadır. Yazılar kaynak gösterilerek kullanılabilinir.